Kırıntılar

  • 14/10/2005 - ... SON...
  • Aktif yazı yaşantıma son veriyorum...

    Bir yazar gibi yazmışım değil mi? yukarıdaki satırı...

    Aslında yazmayı sevmem, okumayı tercih ederim

    Bu siteyi en baştan beri okuyanlar bilir, merak yüzünden açtım bu işi başıma.Yazı yazmak gibi bir amacım yoktu.

    Dostlarımla  paylaşımlar yaşayarak, şakalaşarak birşeyler yazıyorduk. Son bir aydır nedenini bilmediğim bir şekilde onlar yazı hayatından çekildiler.(Sema'nın son yazısı, benim bu yazıyı hazırlamamdan sonra geldi.)

    Suçlamıyorum onları ama, bu işi başıma açmamda onların bir katkısı yoktu. İyi niyetle bana destek olmaya çalıştılar yalnızca...

    Onlara sonsuz   teşekkürlerimi     sunuyorum.

    Açıkça söyleyeyim,  bu işin editörlük kısmı, benim daha çok ilgimi çekiyor,.

    Yazar yoksa editörlük te yok...

    Ben de vazgeçtim.

    Bugüne kadar bize (özellikle bana) katlandığınız için teşekkür     ederim.

    Asuman...

     

    Veda etmek, bu yazıyı yazmak kadar kolay olmadı aslında... 

    Yaklaşık 15 gün kadar önce bu kararı alarak yazıyı hazırladım. O günden beri ayak sürüyorum...

    Ama şarkıda dendiği gibi,

    Nasıl olsa sonu gelmeyecek mi?

    Her güzel şey gibi bitmeyecek mi?

    diye düşünüyor...

     

    Hoşçakalın diyorum.
     

     

     

     

     

     

    Yorum ( 10 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 10/10/2005 - Bitti...
  • Emperyalizme karşı verilmiş ve kazanılmış ilk kurtuluş savaşı ve bir yakın zaman destanı olan Milli Mücadeleyi Turgut Özakman gibi bir ustanın (ve uzmanın) kaleminden roman haline dönüştürülmüş şekliyle okumak etkileyici...

    Turgut Özakman, Milli Mücadeleyi tüm cepheleriyle (Hanedan, Yunanistan, İngiltere, İtalya, Fransa, Rusya ve Çürük Elmalar ) kronolojik bir sırayla, birbirine paralel bir kurguyla anlatıyor, okuyucuya o atmosferi yaşatıyor.

    Hele Büyük Taarruz'da, orduyla birlikte soluk soluğa Kocatepe'den İzmir'e geliyor,

    zaferin coşkusunu yaşıyor ve mutluluk gözyaşlarına ortak oluyorsunuz.

    Ama beni en etkileyen unsur, herzaman ki gibi Atatürk ve Onun  dehası ... ve...

    Yunan Taarruzunun en kritik olduğu bir sırada, Öğretmenler Derneği nin yapacağı toplantıya aldığı davet'e yanıtı,

    "Hayır, hayır ertelemeyin" ... cahillikle, ilkellikle savaş, düşmanla savaştan daha az önemli değildir. Toplantıya katılacağım ve konuşacağım...

    Zafer'den sonra Bursa'da yine öğretmenlere yaptığı şu konuşma,

     "Ordularımızın kazandığı zafer, sadece eğitim ordusunun zaferi için zemin hazırlamıştır. Gerçek zaferi,  cahilliği yenerek siz kazanacak, siz koruyacaksınız. Çocuklarımızı ve geleceğimizi ellerinize teslim ediyoruz. Çünkü aklınıza ve vicdanınıza güveniyoruz."

    demesi...

    Turgut Özakman'a küçük bir sitemim var. Yunan Kralı'nın İzmir'e geliyor olması nedeniyle, İzmir'li Rumların yaptığı hazırlıklardan söz ederken "İzmir coşku içinde Kral'ı bekliyordu" (sayfa,130) diye yazması.

    O cümleyi "İzmir'li rumlar " diye kursaydı keşke..

    Mustafa Kemal ve İsmet İnönü'nün,  genç sayılabilecek yaşlarda (Otuzlu yaşların ikinci yarısı ve 40'lı yaşların başı) o nasıl bir irade gücüdür ki, bütün bir milleti, kendilerinden yaşça ve mevkice büyük o değerli insanları yönetip, yönlendirebilmelerine şaştım.

    Savaşın gerçek anlamda yükünü çeken İnebolu'ya neden bir ünvan verilmemiş (Gaziantep,Kahramanmaraş, Şanlıurfa gibi) onu da merak ettim.

    Sonuçta bir kez daha, bu mücadeleye omuz veren ve bu uğurda şehit- gazi olan atalarımızla onur duydum.

     

    Asuman...

     

     

     

      

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 5/10/2005 - Ramazan başladı...
  • Bugün onbir ayın sultanı Ramazan'ın birinci günü, ilk teravi namazı kılındı, ilk sahura kalkıldı. Akşama da ilk iftar yapılacak, 

       
       

    " Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve
    etrafindaki güzelliklere bakıyormuş.
    "Evrim ne güzellikler yaratıyor!" diye düsünüp mest
    oluyormuş.
    Birden arkasında kocaman bir ayı belirmis ve onu
    kovalamaya baslamiş.
    Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışta
    ayının daha yaklaşmış olduğunu farkediyormuş.
    Dakikalarca süren bir kaçısın sonunda adamın ayağı
    yerdeki dala takılmış, ayı adamın üzerine atlamış
    pençesini kaldırmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam
    "ALLAHIM!!!" diye bağırmış.

    Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir
    bile akmaz olmuş.

    Orman karamış, gökyüzünden bir ışık

    hüzmesi adamin üzerine parlamiş. Çok derinden gelen
    ilahi bir ses adama: "Yıllarca bana inanmadın,
    yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu
    durumda yardım etmemi mi
    istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?"
    demiş. Adam utanç içinde: "Biliyorum bunca yıldan
    sonra dindar biri olmayi istemem haksızlık, ama belki
    AYIYI dindar yapabilirsiniz." demiş.
    Ses: "Peki." diye karsılık vermiş ve ışık kaybolmuş.
    Nehir tekrar akmaya baslamış. Herşey eski haline
    dönmüş. Ayı pençesini indirmis, iki pençesini de göğe
    doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamış:
    Allah'ım, senin rızkınla orucumu açiyorum, hamdolsun
    verdiğin nimetlere."

     

    Oruç tutanların orucunu allah kabul etsin,

    Hayırlı ramazanlar efendim.

     

    Asuman...



    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 4/10/2005 - Tarihe Tanıklık...
  • Dün akşam, Abdullah Gül'ü Lüksemburg'a götüren Ata Uçağının kalkışını izlerken,

    Atatürk'ün Samsun'a çıkışı gibi ülkenin kaderini değiştirecek bir olaya tanıklık ettiğimizi düşündüm.

    Yanlış anlaşılmasın ama, bu iki olayı,  kişiler ve süreç açısından birbirine eşdeğer tutmuyorum.

    Atatürk Samsun'a kendi iradesi ile çıktı. Abdullah Gül ise Lüksemburg'a Millet İradesi ile gitti.

    Benimkisi  sadece sonuca ilişkin bir yorum .

    Tam Üyelik müzakerelerinin başlaması sancılı oldu.

    42 yıl önce çaldığımız avrupa kapısı dün aralandı.

    Asıl Avrupa yolculuğumuz şimdi başlıyor.

    Bir yol kazasına uğramaz isek,

    Bu yolun sonu Avrupa ya çıkıyor.

    Biz Türkler, yüzümüzü hep güneşe dönmüşüz. Bu nedenle Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya gelmişiz.

    Şimdi de Avrupa ya gidiyoruz.

    Tarihte 2 kez  kuşatıp, kapılarından döndüğümüz Viyana, yine en sert direnişi gösterdi.

    Ama bu sefer diplomasinin anahtarı ile Viyana Kapıları açıldı.

    Dün giderken Abdullah Gül, önemli bir şey söyledi,

    Başımız dik gidiyoruz dedi.

    Kapıdan girerken de ,

    eğmek zorunda kalmayız başımızı

    İnşallah.

     

    Asuman...

     

     

     

     

     

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 3/10/2005 - Sevgi yükleyin...

  •  
    Müşteri: Çok fazla teknik bilgim yok. SEVGİ yüklemek için ne yapmam gerekiyor?

    Yetkili: İlk olarak KALBİM dosyasını açmanız lazım. Açtınız mı?

    Müşteri: Evet açıldı. Ancak şu anda GEÇMİŞ_ACILAR.EXE, DÜŞÜK_GÜVEN.EXE, HASET.EXE VE GÜCENME.EXE isimli programlar da çalışıyor. Onlar çalışırken SEVGİ yükleyebilir miyim?

    Yetkili: Problem değil. Yüklediğiniz anda SEVGİ otomatik olarak GEÇMİŞ_ACILAR.EXE'yi silecektir. Gerçi bir süre geçici hafızada kalabilir ama artık diğer programları etkilemez. SEVGİ er veya geç DÜŞÜK_GÜVEN.EXE'yi silere YÜKSEK_GÜVEN.EXE isimli bir modül yükleyecektir. Ancak siz, HASET.EXE VE GÜCENME.EXE'yi mutlaka kendiniz kapatmalısınız. Bu programlar SEVGİ'nin yüklenmesine engel olurlar. Onları kapatabilir misiniz lütfen?

    Müşteri: Tamam kapattım, SEVGİ otomatik olarak yüklenmeye başladı. Bu normal mi?

    Yetkili: Evet ama unutmayın ki bu sadece temel program. Üst sürümlerinin yüklenmesi için başka KALP'lerle bağlantı kurmanız gerekiyor.

    Müşteri: Haydaa... Daha şimdiden hata mesajı verdi. Ne yapmam gerekiyor?

    Yetkili: Mesaj ne diyor? Müşteri: Hata-412! Program iç sistemde çalışmıyor! Bu ne demek?

    Yetkili: Endişelenmeyin, bu çok rastlanan bir sorun, çözümü de var. Hata mesajı, SEVGİ programının başka kalplerde çalışmaya hazır olduğunu ancak sizin kalbinizde çalışmadığını söylüyor. Biraz karmaşık bir programcılık dili oldu galiba... Sade bir dille şöyle diyor: 'Programın başkalarını sevebilmesi için önce sizin kendi sisteminizi sevmeniz gerektiğini' söylüyor.

    Müşteri: Peki ne yapmam gerekiyor?

    Yetkili: 'Kendimi Kabullenme' isimli dosyanın içinde bulacağınız KENDİNİ_AFFETME.DOC, KENDİNE_GÜVENME.TXT, DEĞER_BİLME.TXT VE İYİLİK.DOC isimli dosyaların üzerine tıklayıp hepsini KALBİM dosyasına kopyalayın.

    Müşteri: Tamam. Başka bir şey var mı?

    Yetkili: Şimdi çalışacaktır gerçi ama, biz ilerisi için de tedbir alalım... SÜREKLİ_KENDİNİ_ELEŞTİR_HAYATI_ZEHİR_ET.EXE diye çok uzun isimli bir dosya vardır. Onu bütün sistemde tarayın ve gördüğünüz her dosyadan silin, sonra çöp kutunuzdan da atarak tamamen kaybolduğundan emin olun!

    Müşteri: Yaptım. Hey harika... Neler oluyor?.. KALP temiz dosyalarla doluyor. GÜLÜMSEME.MPG monitöre geldi. SICAKLIK.COM, BARIŞ.EXE ve MEMNUNİYET.COM hepsi KALP'e yerleşiyor.

    Yetkili: Güzel, demek ki SEVGİ yüklendi ve çalışıyor. Şu andan itibaren her şeyle başa çıkabilmeniz gerekiyor. Yalnız telefonu kapatmadan önce son bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.

    Müşteri: Nedir?

    Yetkili: SEVGİ programı ücretsizdir. Onu ve onun tüm modüllerini tanıştığınız herkese verin. Karşılığında onlar da başkalarıyla paylaşacak ve sonunda size tertemiz modüller olarak dönecektir... Mutluluklar...

    Müşteri: Teşekkürler. Size de mutluluklar...

     
    Image

    SEVGİ programı ücretsizdir. Onu ve onun tüm modüllerini tanıştığınız herkese verin.

     

    diyordu...

    Bende size vermek istedim.

    Asuman...

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 3/10/2005 - Sevdiğim sözler...
  • - Düşünmeden konuşmanın cezası, 

       konuştuktan sonra düşünmeye mahkum olmaktır. 

    - Her bildiğini söyleme ama,

      söylediklerini daima bil. 

    - En iyisini um,

       en kötüsüne hazırlan,

       aradakilere katlan.

    - Son sözü hep hayat söyler.

     

    Asuman...

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 30/9/2005 - Adı taşımak!
  • 10.09.2005 Cumartesi akşamı, birkaç yazı hazırlamıştım; 12.09.2005 Pazartesi’ye hazır olsun diye...

    Bu yazı “dosyalarım var” da bahsettiğim yazılarımdan değil. Usta’mın uyarısına istinaden değil ama tesadüfen güncel bir yazı oldu. Bu aralar televizyonda epey yeni dizi başlıyor. Konu dizilerin içerikleri değil de, adlarından çıkarılanlardı.

    Hayır ben şimdi o günkü yazdığıma devam etmiyorum, yalnızca ilk paragrafı yazdım çünkü, nete geç bağlanabildim 12.09.2005’de veeeee gözlerime inanamadım. Ustam (iyi ki geç bağlanmışım, yoksa kesinlikle kopya çektiğini düşünecektim) kalkmış yeni başlayan bir dizinin adından yola çıkmış, (aynı benim yazıya benzer bir yazı) yazıyı yazmış ve yayınlamış. Yani Usta’cım tamam benden öndesiniz buna şüphe yok da, anlayamadığım nasıl böyle ortak bir yazı yazmaya kalkıştık ikimiz. Neyse.... söylenecek sözüm yok ama Usta’m o yazıda adımı anmışsınız, Adınızı anmadan geçemedim (Evre III’le ilgili cevap hakkım saklı!).

    Şimdi hiç tarzım olmayan bir yazı çıkardım,  son günlerde medyada olan olaylardan sonra. Medya malzeme mi arayıp buluyor, bizler mi malzeme olup kendimizi önüne atıyoruz medyanın?

     

    Sene 1991 kızım doğduğunda Melisa ismini koymak istedim, Nüfus Müdürlüğü’nde o anda çalışan Memur  yabancı isim olduğu söylemi ile kabul etmemişti. O an aklımda alternatif başka isim olduğu için üzerinde durmadım. Oysa Melisa bir bitki adıydı, yani Oğul Otu. Ama takıldı işte, yine de araştırdım. Yasada böyle bir madde yoktu, ya da ben bulamadım. Sonra aklıma takılan başka şeyler oldu, isimlerin çoğu Kuranı-ı Kerim’de yazılan arapça isimlerdi. Hani o zaman O konulan Arapça isimler  Laiklik dışı bir hareket olmuyor muydu?  Sonra Mustafa Kemal. Hep Atamıza saygısızlık diye düşündüm yıllarca bu ismi koyanlara. Ama 1991’den bir 10 sene öncesi geldi o an aklıma. Bir öğretmenimiz vardı ve adı Mustafa Kemal’di. O’na düşüncelerimi söyleme saygısızlığında bulundum, çocukluk işte. Aldığım cevapsa son nefesime kadar iz olarak kalacak yüreğimde. “Evladım önemli olan koyulan ad değildir, o adı namusunla taşımaktır.”

    Bilmiyorum ki, ben bu konuda uzman değilim. Daha fazla üstünde durup düşünmek istemedim.

    Sene 2001 kuzenimin bir kızı oldu ve adına Melisa koydu. Duyduğumda şok oldum. Yasa mı değişmişti, memur insiyatifini mi kullanmıştı, böyle bir yasa yoktu da bana mı denk gelmişti? Bilmiyorum ama Türkiye için bir ilerleme diye düşündüm.

    Televizyonda değişik tarzda programlar çıktı son yıllarda. Seyredip seyretmemek halka kalıyor. Tercihlerin eleştirisi yapılamaz bana göre. Doğrular ve yanlışlar hep değişime uğrar. Yine söylüyorum uzman değilim, yalnızca düşüncelerim. Mustafa Kemal adını taşıyanlarla bizzat tanışmalarım oldu, bazen de adını duyduklarım. Ama Ata Türk. İlk duyduğumda şok olmuştum. İnanın ne düşündüğümü anlatmam mümkün değil, Atamın kemikleri sızlayacak derken birden Öğretmenimin sözleri kulaklarımda çınladı...... "Evladım önemli olan koyulan ad değildir, o adı namusunla taşımaktır.” Evet O Adı taşımak!   ve adını koyanları takdir etmiştim, Atatürkçü oldukları için. Ama son olay, haddim değil, daha fazla yorum yapmak istemiyorum ama Atamın kemikleri sızladı mı düşüncesiyle Türk halkına bırakıyorum. Adını taşıyamayanları kınıyorum. Ama kesin bir sonuç var ki medya malzeme aramıyor, malzemeyi biz önüne atıyoruz.

    Saygılar...

     

    Sema KATIRCI

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 28/9/2005 - Mehmetler....
  •  

    Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'nün istatistiklerine göre ülkemizde en çok konulan 5 erkek ismi sırasıyla şunlarmış...

    Mehmet, Mustafa, Ahmet, Ali ve Hüseyin ...

    Son beş yılın istatistiklerinde bu sıralamada bir değişiklik olmuş,

    Mehmet, Yusuf, Furkan, Mustafa ve Emre...

    şeklinde değişmiş sıralama....

    Bir tek Mehmetler yerlerini kaptırmamışlar.

    Size yıllar önce yaşadığım bir olayı anlatayım.( ama bir önbilgi, benim eşimin adı Mehmet'tir. O yıllarda  sağımızdaki ve onun yanındaki, solumuzdaki ve çaprazımızda oturan komşularımızın isimleri de Mehmet'ti...)

    Kapı çaldı açtım...

    Tanımadığım bir adam var kapıda, buyrun dedim ve ondan sorası şöyle gelişti.

    Adam: Mehmet'in evi burası mı? 

    Ben    : Burası Mehmet'in evi ama, bakın sağımızdaki ve onun yanındaki, solumuzdaki ve çaprazımızda ki

    evlerin de ev sahiplerinin adı Mehmet'tir. Siz hangi Mehmet'i arıyorsunuz?

    Adam: Ben Yeniköylü Mehmet'i arıyorum.

    Ben    : Sağımızdakinin yanındaki ile solumuzdaki hariç diğerleri yeniköy lüdür.  Siz hangisini arıyorsunuz?

    Adam: Bankacı Mehmet'i arıyorum.

    Ben   : Yanımızdaki de bankacıdır, benim eşim de. Siz hangisini arıyorsunuz?

    Adam: Kara Hatçe'nin oğlu Mehmet'i arıyorum.

    Ben    : O zaman siz yan komşuyu arıyorsunuz.

    Şimdi düşünüyorum da, adam Sarı Çizmeli Mehmet Ağa'yı arasa belki çok daha kolay bulacaktı...

     

    Asuman... 

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 26/9/2005 - Okurken 1....
  • Şu Çılgın Türkleri okumaya başladığımı yazmıştım.Çok fazla ilerleyemedim henüz ama, orada okuduğum bir cümle, beni yıllar öncesine götürdü.

    Kitabın ismini anımsamıyorum ama kafamda bir cümle asılı kalmıştı o kitaptan. Yanıtını bulamadığım... Cümle şuydu...

    ''Atatürk üvey babasını hiç sevmezdi.''

    Bunu okuyunca pek çoğunuzun benim gibi, Atatürk'ün üvey babası mı? varmış diye

    sorduğunuzu düşünüyorum.

    Ben de o yıllarda Konservatuvarda çalışıyorum,( o kitabı da zaten okul kütüphanesinden alarak okumuştum). Tarih öğretmenimize bu konuyu sormuş, onun da hiç böyle bir şey duymadığı yanıtını almıştım.

    İşte yine karşıma çıktı, bu kitabın 114.sayfasında Fikriye Hanım'dan söz edilen bir yerde,

    ''Paşanın üvey babasının yeğeniymiş.''

    deniyor.

    Artık intertet çağındayız ya, google a Fikriye yazdım bul dedim.

     

    Fikriye Hanım (1887-1924)

    Fikriye Hanım 1887 yılında Selanik'de doğdu. Fikrıye hanım Zübeyde Hanım'ın ikinci eşi Galip Bey'in kardeşinin kızıdır. Genç yaşta bir mısırlı ile evlenmiş fakat bu evliliği yürütemeyerek, ailesinin yanına dönmüştür.(devamı da var ama acıklı olduğu için almadım. İsterseniz kimkimdir.gen.tr'den okuyabilirsiniz)

     

    Şimdi anlamadığım nokta şu. Atatürk'ün üvey babası olduğu niye saklanır. Böyle bir şey onun değerini azaltmaz, yaptıklarını küçültmez. Bu ve buna benzer nedenlerle resmi tarihi zaman zaman sorgularım. Bize her zaman salt doğruların söylenmediğini düşünürüm.

    Lisedeyken değerli bir Tarih Hocamız vardı. Tarihsel olaylara yalnız okuduğumuz doğrultuda değil, değişik açılardan da bakmamızı öğütlerdi. Aklımda kalan örnek şu;

    Baltacı Mehmet Paşa'nın, Deli Petro'nun etrafını sarmışken, Çariçe I.Katrina'yla olan gönül macerası nedeniyle kuşatmayı kaldırıp geri döndüğü yazılır tarih kitaplarında ( o yıllarda öyle yazıyordu) Hocamız bize dedimişti ki. Baltacı geri dönmese ne yapacak. Rusya'yı mı ele geçirecek, ele geçirsek bile elimizde nasıl tutacağız düşünün çocuklar...

    Karşı pencereden bakmayı da Demirtaş Ceyhun'un bir kitabından öğrenmiştim. Şöyle demişti(tam cümleler bu olmayabilir). Balkan ülkelerini suçlarız, bizim en zayıf olduğumuz bir anda isyan başlattıkları için, ama hiç düşünmeyiz bizim isyan dediğimiz şey onların Kurtuluş Savaşıdır.  

    Neyse ben yine kitabımı okumaya devam edeyim.

    Sanırım bu kitap üzerine daha çok yazı yazacağım.

    Asuman...

     

     

    Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 23/9/2005 - Ben de okuyorum...
  • Turgut Özakman'ın, '' Şu çılgın Türkler'' ini;

    Bu kitapla ilgili çok övgüler dinledim ve okudum, zaten elimdeki kitap 71.basım, bu da övgülerin haklılığının en temel kanıtı,

    Ben henüz başlardayım, bitirince  kitapla ilgili yorumumu yazarım.

    Şimdi ilk izlenimler,

    Şu ana kadar iki sorunla karşılaştım.

    Birincinin nedenini anlayamadım ama,  gözlüklerim buğulanıyor,

    Sürekli camlarımı silmek zorunda kalıyorum.

    İkinci ise, okurken bir süre süre sonra elim ağrımaya başlıyor.

    Bunun nedenini anladım, kitap tam 750 sayfa, haliyle ağır.

    Anlaşılan bitirmem biraz  zaman alacak...

    Yorum için sizi biraz bekleteceğim,

    Hoşgörün artık.

     

    Asuman...

     

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Ben Asuman Çetin, Sema Katırcı ile birlikte, uğur böceğimizin, uğur getirmesi dileğiyle yazılarımızı sizlerle paylaşmaya başladık...

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
  • Solaris Bilgisayar
  • Hatunca

    Arkadaşlarım

  • tampest
  • orveg
  • prens tenes
  • human41
  • Sayfa: 1 - Toplam: 7
    | Sonraki Sayfa