Kırıntılar

  • 29/8/2005 - Bir terkediliş hikayesi...
  •  

    O, gitmek istediğini aslında çok önceden anlamıştı. Keşke şimdi böyle konuşmamaktansa, çok önce hiç bir şey söylemeden gitseydi, hiç kırılmayacaktı. O, ayrılıklara alışkındı, yalnızlığa alışkın. Çok ayrılıklar yaşadı ve yine yalnız kaldı. Ama keşke sırtından vurmasaydı da, O'nu böyle suçlayarak ihanet etmeseydi. Tek şeyi anladı, gördüğü, yaşadığı ihanetler bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden ya da O'na bu yaşanılanlar bir rüya. Sevdası edebiyatı hiç sevmezdi. Yazmayı düşündü sevdasına yazdıklarını ulaştırmayı, ama belki de hiç okumayacaktı. Onun için hiç olmazsa her zaman olduğu gibi kağıda dökmek istedi yine dile getiremediklerini. Amacı duygu sömürüsü yapmak değildi çünkü. Gerçekten kalbi çok kırılmıştı, tamiri mümkün olmayan paramparça olan bir cam gibi. İlk defa ağlamadı ve bu yüzden de hiç ağlamayı düşünmüyordu. ama hayatı boyunca unutmayacaktı. sevdasının sevmediği her yağmur damlası O'nun gözyaşları ve her yağmur yağışında sevdasının O'nu sevmediğinin kokusu!

    Yarım kalmış geçmişini, geç kaldığı yarınlardan silmeyi öğrendi. 

    Tek dileği; "sevdasının böyle davranmakla O'nun hiç olmazsa yolun yarısında yaşadığı, ama yine de dost kalemiyle yaşamaya alıştığı, hayat tarzına bile muhtaç olmaması, asla hayatta yalnız kalmaması" diye düşünürken... birden gözlerini açıverdi!

    O uyandığında o kadar çok mutlu olmuştu ki, kabus denecek olan bu olayın rüya çıkması, hayata yeni başlayan biri için muhteşem bir olaydı.

     

    Bu bir terkediliş hikayesinin rüyaya dönüşümüdür.

     

    Sema KATIRCI

     

    DAĞ RÜZGARI

     

    Kaderde senden ayrı düşmek te varmış
    Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim..
    Seni tanımadan
    Hele seni böyle deli divane sevmeden
    Yalnızlık güzeldir diyordum
    Al başını, kaç bu şehirden
    Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
    Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git
    Git gidebildiğin yere git diyordum
    Oysa ki, senden kaçılmazmış
    Yokluğuna bir gün bile dayanılmazmış.
    Bilmiyordum.

    Yine de dayanmağa çalışıyorum işte
    Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
    Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
    Rüzgar güzel bir koku getirmişse
    Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum
    Yaşamak seninle bir başka zamanı
    Bir başka zamanda seni yaşamak
    Her şeyden önce sen
    Elbette sen
    Mutlaka sen
    İster uzaklarda ol
    İster yanı başımda dur
    Sen ol yeter ki bu zaman içinde
    Ben olmasam da olur
    Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır
    Bitmiyorsun
    Çaresizliğim gün gibi aşikar
    Su olup çeşmelerden akan güzelliğin
    İnceliğin ışık yüzüme vuran
    Sen güneş kadar sıcak
    Tabiat kadar gerçek
    Sen bahçelerde çiçekler açtıran
    Sudan, havadan, güneşten yüce varlık
    Sen, o tek sevgi içimde
    Sen görebildiğim tek aydınlık

    Bir nefeste benim için al
    Havasızlıktan öldürme beni
    Bulutlara, yıldızlara benim için de bak
    Susadım diyorsam
    Bir yudum su içmelisin
    Ben yorulduysam sen uyumalısın
    Ellerim sevilmek istiyor
    Saçlarım okşanmak istiyor
    Dudaklarım öpülmek istiyor
    Anlamalısın.

    Ağaçların yeşili kalmadı
    Gökyüzünün mavisi yok
    Bu dağlar o dağlar değil
    Rüzgarında kekik kokusu yok
    Kim bu çaresiz adam
    Bu kan çanağı gözler kimin
    Kaç gecedir uykusu yok
    Gündüzü yok
    Gecesi yok
    Yok
    Yok
    Anladım
    Sensiz yaşanmaz bu dünyada
    İmkanı yok.


    ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 24/8/2005 - Bir gizli sevda hikayesi...
  •  

    O kadar çok sevmişti ki...

     

    Bir zamanlar yeryüzünde gerçekten çok seven birisi vardı. O ki, gizemli sevi; sevgilisine en renkli, en parlak, en umutlu gözlerle bakıyor ve ancak gözleriyle sevgisini anlatmaya çalışıyordu. Gizemli sevi; aşkını, sevgisini ancak bahçesindeki ağaçlara, evindeki çiçeklere, balkonlarındaki kuşlara anlatabiliyordu yalnızca. Korkularına nazarı da eklemişti çünkü, kimselere anlatamıyordu. Biliyordu ki, duyulsa; kıskanılacak çok varlık olacaktı etrafında. Aslında tek taraflı bir sevgiydi bu gizemli sevinin kabul etmek istemediği. Ama her ne kadar gizemli sevi sevgisini, sevgilisini saklasa da, çevresinin yanı sıra, tüm evren bile bilmekteydi.

    Bir gün o korktuğu nazar değdi sonunda sevgisine...

    Birgün geldi, sevgilisini kaybetti. Geç bulduğunu düşündüğü sevgiliyi çok erken kaybetti. Yine de hep bekledi, gizemli sevi "belki beni seviyordur, geri dönecektir" diye, hiç bilmeksizin sevgilisinin değerlerini ve düşündüklerini. Fakat hiç bir şey beklediği gitmedi, beklediği gibi dönmedi sevgilisi. Yine de gizemli sevi, "belki cesaret edemiyordur" diye düşünüyordu ki, görmek istemediği gerçekleri görüverdi. Sevgilisinin artık bir başka sevdiği vardı ve gizemli sevi yine yalnızlığıyla başbaşa kalmıştı. O derdini anlattığı çiçekler solmuş, ağaçlar yapraklarını dökmüş ve kuşlar gelmez olmuştu. Onlar bile üzüntülerini belli etmek istememelerine rağmen, gizemli sevi yüreğiyle kalakalmıştı. Gizemli sevi ne ihanetler yaşamıştı oysa, yüreğinin katlanabileceğini sanmıştı ama bu kez, ilk kez sevgiyi yaşayan yürek tüm organları alarma geçirip çığlık çığlığa, isyan etmişti. Aslında ihanetleri sevda üzerine değildi. O güne dek geçmişte yaşanılan ihanetler insanlara dairdi, hep karşılık beklenen işlere dairdi.

    Gizemli sevi herşeyden vazgeçti, hayata küstü. Oysa kolay kolay vazgeçmemeliydi ama, yüreğinde bitiremediği sevgisine rağmen, hayattan vazgeçti. Vazgeçti vazgeçmesine ama, öyle birşey vardı ki yüreğinde gizemli sevinin, yüm dünyaya sevdiğini haykırmak istiyordu, artık hiç utanmaksızın. Bir çare bulamadı belki bu derdine ama bilmeden yaptığı birşey vardı......

    O gün bugündür gizemli sevi biraz daha fazla ağlıyordu ve gözyaşları yağmur olup daha fazla yağıyordu.  Her yağmur yağışında sevgilisinin kendisini sevmediğinin kokusunu dünyanın dörtbir yanına savuruyordu...

    Rüzgarlarsa yüreğindeki fırtınaları...

    Bilse de aşk iki kişiliktir, hala sevmekten vazgeçmedi!

     

    Sema KATIRCI

     

    AŞK İKİ KİŞİLİKTİR

     

    Değişir rüzgarın yönü
    Solar ansızın yapraklar;
    Şaşırır yolunu denizde gemi
    Boşuna bir liman arar;
    Gülüşü bir yabancının
    Çalmıştır senden sevdiğini;
    İçinde biriken zehir
    Sadece kendini öldürecektir;
    Ölümdür yaşanan tek başına
    Aşk iki kişiliktir.

    Bir anı bile kalmamıştır
    Geceler boyu sevişmelerden;
    Binlerce yıl uzaklardadır
    Binlerce kez dokunduğun ten;
    Yazabileceğin şiirler
    Çoktan yazılıp bitmiştir;
    Ölümdür yaşanan tek başına,
    Aşk iki kişiliktir.

    Avutamaz olur artık
    Seni bildiğin şarkılar;
    Boşanır keder zincirlerinden
    Sular tersin tersin akar;
    Bir hançer gibi çeksen de sevgini
    Onu ancak öldürmeye yarar:
    Uçarı kuşu sevdanın
    Alıp başını gitmiştir;
    Ölümdür yaşanan tek başına,
    Aşk iki kişiliktir.

    Yitik bir ezgisin sadece,
    Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
    Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
    Gece camlara sürtünürken;
    Çünkü hiç bir kelebek
    Tek başına yaşayamaz sevdasını,
    Severken hiçbir böcek
    Hiç bir kuş yalnız değildir;
    Ölümdür yaşanan tek başına,
    Aşk iki kişiliktir.

    ATAOL BEHRAMOĞLU

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 22/8/2005 - Bir gece yarısı hikayesi...
  •  

    "Günaydın,  iyi haftalar."

     

    Anlatılan ve gelecek hikayelerde anlatılacaklar; bazen yaşanılanlar, bazen gerçeklerle hayal karışımları, bazen tamamen hayal ürünü, bazen de yaşanmak istenenlerdir...

     

    Geceyarısı işlenen, ama kimsenin görmediği bir cinayet gibiydi...

     

     

    Gece yarısı aniden başlayan kar, havanın güzelliğine aldanan, ince giyinmiş insanların üzerine taht kurmuş gibi düşerken...

     

    Genç kız yatağından fırlayıverir. Sanki o kar gecenin güzel uykusunda kabus gibi girmiş, yüreğinde hissedercesine camdan bakmak ister. Ama camın buğusu engel olur. Derken; evin önündeki o gölge...

     

    İşte o gölge!

    O gece yarısı bir hançer gibi, kızın yüreğine saplanıverir, o geceden sonra!

     

    O artık aşık olmuştur, hiç tanımadığı O gence, o gece, hiç yüzünü görmediği o gölgeye...

     

    Bir gece yarısı düşünde, bir gece yarısı hikayesinde!

     

    Sema KATIRCI

     

     

    SEN SÖYLEMEDEN DE BİLİYORUM

     

    Seziyorum ki kaçacaksın..
    Yalvaramam koşamam
    Ama sesini bırak bende
    Biliyorum ki kopacaksın
    Tutamam saçlarından
    Ama kokunu bırak bende
    Anlıyorum ki ayrılacaksın
    Çok yıkkınım yıkılamam
    Ama rengini bırak bende
    Duyumsuyorum ki yiteceksin
    En büyük acım olacak
    Ama ısını bırak bende
    Ayrımsıyorum ki unutacaksın
    Acı kurşun bir okyanus
    Ama tadını bırak bende
    Nasıl olsa gideceksin
    Hakkım yok durdurmaya
    Ama kendini bırak bende.

    AZİZ NESİN

     

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/8/2005 - yamyamlar
  • YAMYAMLAR
    YAMYAMLAR

    Bir bankada 5 tane yamyam, programcı olarak görevlendirilirler. Müdürleri onlara hitaben:
    - "Şimdi burada çalışabilirsiniz. Burada iyi para kazanabilirsiniz. Ama yemek yemek icin bankanın kafeteryasına gideceksiniz ve diğer çalışanları rahat bırakacaksınız" der. Yamyamlar hiç bir çalışanı rahatsız etmeyeceklerine söz verirler. hafta sonra müdürleri gelir:
    - "Çok iyi çalışıyorsunuz. Yalnız katınızdaki temizlikçi kız kayıp. Ona ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sorar. Yamyamlarin hepsi hayır derler ve bu işle hiç bir ilgilerinin olmadığını söylerler. Müdür gidince yamyamların şefi yamyamlara döner:
    - "Aranızdan hangi maymun temizlikçi kızı yedi?" diye sorar. En arkadaki yamyam alçak bir sesle cevap verir:
    - "Ben yedim" Bunun üzerine şef söyle cevap verir.
    - "Ulan aptal! Biz 4 haftadır grup müdürleri, bölüm müdürleri, proje yöneticilerini yiyip duruyoruz ki kimse farkına varmasın diye, nasıl olsa onların bir işe yaradıkları yok senin durup dururken temizlikçi kızı yemen şart mıydı?!"

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/8/2005 - Bence böyle;
  •  


      Gönül bambaşka bi varlık. Bazan büyür büyür adamı aşar ummana yayılır, bazense 3 kuruş
    etmez kişinin içindeki. Para ile kıyas götürmez belki ama illaki edecekse, bedeli kişi
    değil etrafı belirlemeli. Kimin ki 10 kuruş kiminin ki 300 elmasa, ama pazara çıkmaz,
    alınıp satılmaz. Siparişle hiç olmaz. Peki gönülü gönül eden nedir. Yani gönül nedir.
      Lügatdaki adına bakmadım. Ama bence insanın içinden kendisi dışındakilere duyduğu
    sevgidir. Sadece insan değil tüm valıkları sevmektir, gönlün büyüklüğü.
      Karınca ile filin farkı olmaksınız sevmekten bahsediyorum. Uçan sivri sinekten
    denizdeki yunusu sevmekten söz ediyorum. İnsan bunları varlığında sevebiliyor ise
    insanıda sadece insan olduğu için sevebilir. Sevdiğine ise zarar vermez, verse bile
    üzüntüsünü duymaktır, gönül. Gönül ne kadar sever. İnsan ne kadar isterse o kadar.
    Sınırı limiti yoktur. Kızım beni otobüs kadar seviyor mesela ama otobüsü sanmam benim
    kadar sevsin. O zaman sevme vazifesini üslenen gönüldür. Peki gönül nelere kadirdir.

    Bakalım :

      Dost : gönüllerin karşılıklı birbilerini sevmesi ile, akıl ve fikrin tutması,
    hayatı anlamak yolunda yoldaş olmasıdır. Derdine, sevincine ortak olmasıdır, Dost.
    Dostun dost olduğunu anlamak zordur. Yıllar ister isbatı, sağlamlaşması pekişmesi.
    Öylesi dostluklarda kırgınlık yada yılgınlık olmaz. Anlayış ve sadakat ön plandadır.

      Arkadaş mı? çok sordunuz :) Yine gönül birliği içinde bakış açıları benzeşen ama
    dost kadar candan olmasada muhabbetinin olduğu insandır Arkadaş. Sırdaşın değildir.
    Sadece selamlaşmadan selamlaşmaya hatırlanan varlığı ile yokluğu arasında sadece
    adı olandır arkadaş. İşin özü yokluğunu hisstiğin biri ise dostun hissetmediğin bir
    ise arkadaşındır. Ki bana göre arkadaşlık dostluğun bir önceki merhalesidir.
    Her arkadaş dost olmaz ama her dost arkadaştan daha ötedir.

      Aşk işine karışmam. Gönül denince akla gelenlerdendir ve o başkadır. Gönülle alakası
    vardır. Ama akıl ve mantıkla alakası yoktur. Kişinin varlığında kavga edilen unsurların
    yokluğunda hasretini çektiğiniz şeydir Aşk. Tanımlanamaz. Bende başkadır. Otekinde
    bambaşka. Ama her halükarda aşk acı çekmektir. Tanımını doğru yapmış yapan.
    Yani hülasası biri için acı çekmiyorsan aşık değilsindir vesselam.
       Yine bi yerde okumuştum. Aşk vuslata erme duygusudur diye. Vuslat ise aşkın
    düşmanıdır. Onu öldürür. Ama aşkın ölümü ise sevgiye yol açarki. Aşk kısa sürebilir
    sevgi ise bir ömürboyu. Bana görede sevgiyi en iyi söyle tanımlarım iki kişinin birbirine
    katlanmasıdır. Sevgi kendi başına yaşayamaz. Emek ister, öz veri ister, liyakat ister,
    sadakat ister isterde ister. Ama en çok saygı ister, muhabbet ister. Bunlarda ancak
    karşındakinin sana verebileceği ölçüsünde alabileceğin hazlar olduğu için katlanmaktır
    dedim zaten. Ayrıca 4/4 lük insan olmadığı için mutlaka sevilenin bir yada birkaç yönü
    vardır. buda karşılıklıdır. En azından buna katlanmaktır.

        "O zaman aşkın gözü kör ise, sevginin karnı hep açtır."

       İnsanın sevdiği dostudur, sırdaşıdır, arkadaşıdır, gönlünün hükümdarı (sultanı)dır
    karşısındaki. Sevgi iki dudak arasından çıkan bir kaç kelime değildir. Bu kadar basit
    değildir, olmamalıdır.

       Gönül sevgiye kadar hep durağandır. Yani içte belki büyük belki küçük ama içte ve
    sabittir. Ama sevgide akışkanlık kazanır. Karşılıklı karışır ve yumak olur tortop
    sarmalanır. Bi varlığın anası ile yavrusu buna en iyi örnektir.

      Daha anlatılacak çok durum ve haller var. Ustayı kızdırmayalım.

      Yine boyundan büyük laflar ettin ya birisi neyse.

    Birisi.

     

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/8/2005 - Aşk Okudum - Aşk Dokudum
  •    

    Ben bu gönül tezgahinda
    Ask dokudum, ask okudum
    Erenlerin dergahinda
    Ask okudum, ask dokudum

    Her güçlügü bile bile
    Göznuruyla, sabir ile
    Yumak, yumak, çile çile
    Ask dokudum, ask okudum

    Bir ömür yana yakila
    Yazdigim sigmaz akla
    Acimadim kirkdört yila
    Ask okudum, ask dokudum

    Sevgi insanligin özü
    Odur aydinlatan bizi
    Hak yolunda oldum terzi
    Ask dokudum, ask okudum.

    Günahindan, sevabindan
    İçtim ask sarabindan
    Ulularin kitabindan
    Ask okudum. ask dokudum

    Ask için san de, seref de
    Okum sapli bu hedefte
    Yillar yili bir gergefte
    Ask dokudum, ask okudum

    Ümit Yasar askla bende
    Kötülük olmaz sevende
    Bu can kaldikça bu tende
    Ask okurum, ask dokurum

    .

    Ümit Yaşar Oğuzcan

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/8/2005 - SESİMİ DUYAN VAR MI ???
  • 17 Ağustos 1999'dan akılda kalan en çarpıcı cümleydi bu. O gün ve ardındaki günlerde  çokça soruldu; umutla soruldu, umutsuzlukla soruldu. Çoğunlukla da cevap alınamadı. Bugün o büyük felaketin 6.yılı .

     O güne kadar bize deprem anında yapmamız gerekenleri şöyle söylüyorlardı, masa altına girin, kapı kirişinin altında durun, kafanızı koruyun. Binalarımız sağlam ya!!! başımıza bir şey düşüp yaralanmayalım.

    Acı gerçekle o gün yüzleştik.   Bilenler, çalmak için çaldı malzemeden, bilmeyenler bilmedikleri için. Çoklukla eksik malzeme ile yapıldı binalarımız. Bir de buna denetim

    mekanizmasının eksikliği (diyorum ben, aklımdan geçen diğer fikri yazsam taammüden cinayete girecek yaptıkları) eklenince o malum manzara çıktı ortaya.

    Bugün yine büyük felaketi anacak, geriye dönüp yaptıklarımıza bakacak ve bir arpa boyu yol almadığımızı göreceğiz.

    Böyle olunca,

    Sesimi Duyan Var mı???

    diye daha çok soracağız.

    Asuman...

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 15/8/2005 - Gurur Duyuyoruz...
  • UNİVERSİADE 20005

    Dünya Üniversite Yaz Oyunları  güzel İzmir'imizde Muhteşem bir törenle başladı.

    Bir İzmir'li olarak bundan gururlandık.

    Bu organizasyonun büyüklüğünü anlamak için Olimpiyatlardan sonraki en büyük spor organizasyonu olduğunu bilmek lazım...

    Olimpiyatların provası yani...

    İzmir'li olarak biz bunu daha öncede yaptık. 1971 de Akdeniz Oyunları...

    Deneyimliyiz yani...

    Ama bundan en çok gururlanması gereken kişi ne yazık ki aramızda yok.

    İzmir'linin kalbine taht kuran Büyük Başkan Ahmet PİRİŞTİNA...

    2000'de Universiade oyunları bayrağını kişisel vizyonu ile Pekin'den alıp kentimize getiren, büyük bir coşkuyla projelerini geliştiren, başlatan ve sonucunu göremeyen...

    Büyük Başkan...

    Teşekkürler sana...

    Geçenlerde Ankara'dan konuklarımız vardı...

    Piriştina'nın İzmir'imizin çehresini nasıl değiştirdiğini onlara anlatırken, birden şimdi ki başkan kim! diye sordular?

    İnanın hatırlayamadım. Sadece bundan önce Bornova Belediye Başkanıydı diyebildim.

    Yerine,  kimseyi oturtamamışım...

    Ben böyle anladım...

    Asuman

      

     

     

     

     

     

     

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 15/8/2005 -
  • diyor genelde turizm sayfaları. Ama İzmir'imizin hakettiği ilgiyi görmediği; Ankara (siyasetin başkenti) ve İstanbul (ekonominin başkenti) tarafından taşra muamelesi yapıldığı da açık. 

    Bizim İzmir'li olarak tek eksiğimiz hemşerililik bilincimizin gelişmemiş olması bence, birçok kent bu bilinçle bir adım öne geçerken biz hakettiğimiz payları alamıyoruz.

    Yine de böyle büyük organizasyonları biz yapıyoruz...

    Biz gururlanmayalım da kim gururlansın???

    Asuman...

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/8/2005 - Sema'nın ''Dost Sandıkları'' için...
  •  

    DOST BİLDİKLERİM

    Sanırdım gündüzdü onlarla gecem
    İçimde ümitti dost bildiklerim
    Ne zaman yıkılıp yere düştüysem
    Bırakıp da gitti dost bildiklerim
    Hepsi varken baharımda, yazımda:
    Kışın bir burukluk kaldı ağzımda
    Seneler senesi oysa gözümde
    Cihana eşitti dost bildiklerim
    Nerde o sözlere kandığım günler?
    Her gülen yüzü dost sandığım günler
    Acıdan kahrolup yandığım günler
    Ta canıma yetti dost bildiklerim
    Meydana çıkalı asil çehreler
    Aydınlanmaz oldu artık geceler
    Yalanlar tükendi, indi maskeler
    Birer birer bitti dost bildiklerim
    Korkar oldum bana *dostum* diyenden
    Yoksa yok olandan, varsa yiyenden
    Ne onlardan eser kaldı ne benden
    Beni benden etti dost bildiklerim


    ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Ben Asuman Çetin, Sema Katırcı ile birlikte, uğur böceğimizin, uğur getirmesi dileğiyle yazılarımızı sizlerle paylaşmaya başladık...

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
  • Solaris Bilgisayar
  • Hatunca

    Arkadaşlarım

  • tampest
  • orveg
  • prens tenes
  • human41
  • Sayfa: 1 - Toplam: 7
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa